KORKAK YENİ DÜNYA

| %PM, %14 %711 %2020 |
Written by 

KORKAK YENİ DÜNYA

Yüksek Hızlı Tren İstasyonu’nunda virüsten korunmak için maske takan insanlar.
Hong Kong, Ocak 23, 2020. Fotoğraf: AP /Kin Cheung

Albert Camus, 1946 yılında Combat gazetesi için kaleme aldığı "Ne Kurban Ne de Cellat" adlı denemesinin hemen başında "korku çağı" başlığı altında şu düşüncelerini dile getirir: “17. yüzyıl matematiğin çağıydı,18. yüzyıl doğa bilimlerinin, 19. yüzyıl biyolojinin çağıydı. Bizimkisi, yani 20. yüzyıl ise korkunun çağıdır.”
Camus bunları söylerken 21. yüzyılda, yani bizimkinde, insanlığı daha ne tür korkuların beklediğinden bihaberdi. Kim bilir Camus çağımızda yaşasaydı, belki de bu yüzyılı dehşet* çağı olarak tanımlayacaktı. Camus, makalesinde bu korkunun nedeni olarak bilimdeki ilerlemeyi gösterir. Bilimin ilerlemesiyle, insani değerlerin yok olduğunu söyler; en başta da bütün bu gelişmelerle belirsiz hale gelen bir geleceğin insanların birbirlerine duyduğu “güven” hissiyatının yok olmasına sebebiyet vermesinden yakınır.
Bugünse, akıl almaz bir hızla gelişen teknolojik ilerlemenin sonucu olarak bütün değerler ve paradigmalar alt üst olmuş durumda. İletişim kuramcı Mcluhan’ın tanımıyla internet sayesinde, “Küresel Köy” e dönen ve robotikleşen yeni dünya düzeninde, sadece güven duygusu değil, inanç ve hukuk sistemleri, evlilik kurumu, eğitim-öğretim düzeni, para birimi ve sağlık etiği sil baştan yazılıyor. 21. yüzyıl, “terör örgütü” denen ve tek yaptıkları yeni bir tanesi çıkıp diğerini anlayamadığımız bir gizemle sahneden silene kadar kaos yaratmak olan yapılardan tutun, sanal ortamda devlet kurumlarının, bankaların, yayın organlarının korkulu rüyası haline gelen siber saldırılara ve oradan, tektoniğinden, biyolojiğine insanoğlunu doğa kanunlarına bile hükmetme noktasına getiren silah çeşitliliğiyle, freni patlamış bomba yüklü bir kamyon gibi azami hızla ilerliyor.

Çin’in Wuhan eyaletinde ortaya çıkan, kısa sürede bir çok ülkeye yayılan ve birkaç ayda binlerce kişiyi öldüren Corona virüsü’yse, insanoğlunu aklını yitirme seviyesine getirdi. Tam da Avustralya’da söndürülemeyen orman yangınlarının ekosisteme etkileri tartışılırken, bir başka çoğrafyayı basan milyonlarca çekirgenin istilası konuşulurken, sellerin ve savaşların insanlığı belki de en çok yorduğu zamanlardan geçerken, bir de salgın ve ölüm korkusu, güvensizliği, izolasyonu, yabancılaşmayı tepe noktasına taşıyor, insanlığı adeta format atmaya sürüklüyor.



Aldous Huxley, Cesur Yeni Dünya’sında, gelecekte geçen, bir yanıyla distopik(arzu edilmeyen) bir yanıyla ütopik(arzu edilen) bir dünya düzeninde, refaha ulaşmaya çalışırken insan eliyle bir bilim laboratuvarına dönüştürülmüş yerküre üzerinde, mutsuzluk hakkı bile olmayan özgür kölelerin, bir grup übermensch (üstün insan) tarafından yönetildiği uygarlığa şahit oluyoruz.
Huxley’in Cesur Yeni Dünyası’yla, bizim Korkak Yeni Dünya’mız arasında kurgusal farklılıklar olsa da, büyük bir ortak nokta var ki, iki uygarlığın da genetiğiyle oynanmış olması.
Romanda, düzene uyum sağlayamayan Vahşi (John) ve Bernard Marx arasında geçen diyalogsa, yaşadığımız kaosun, korkunun ve bulantının gerçek nedenini birkaç kelimeyle özetliyor.
"Sen gerçekten hasta görünüyorsun,
Mideni bozan bir şey mi yedin?"

Başıyla doğruladı Vahşi. "Uygarlık yedim."
"Ne?"
"Zehirledi beni uygarlık." ( Huxley, Cesur Yeni Dünya,s.239)
*Dehşet: bir tehlike ya da korkunç bir şey karşısında duyumsanan ürküntü, panik, büyük korku.