ŞİFAHANE

| %AM, %16 %521 %2020 |
Written by 

ŞİFAHANE

ŞİFAHANE

By Dilek Yalcın

 

 

Ya Şafi. Ya Şafi. YA ŞAFİ…

“Ve izâ maridtu fe huve yeşfîni.”

وَإِذَا مَرِضْتُ فَهُوَ يَشْفِينِ

“Hastalandığımda da O bana şifa verir.” (26/ŞUARÂ-80)

“Ya Şafi. Sen şifa sahibisin. Dertlere deva, hasta kullarına ilaçsın..Derdi veren de derman aratan da sensin. Sen bütün gönüllere ferahlık ver. İyiliğinle iyileştir…” diye yakardı içinden Allah'a..

Sonra dakikalardır farkında olmadan sıkıca kıstığı gözlerini araladı ve ışıkla buluşunca nemlenen bakışlarla etrafını süzdü.

Yaradan'ın Şafi ismini zikretmek bile ruhunu hafifletmişti. Hiç bir sıkıntısı yoktu aslında ama ruhundaki çalkantıların onu içten içe yıprattığını hissediyordu.

 Arıyordu.. neyi aradığını bilmeden.

Gücünü toparlayıp kalktı kırmızı kadife koltuktan. Salona acılan yatak odasından ezgiler yükseldiğini fark etti şaşırarak. Üniversitede seçmelı olarak aldığı musiki derslerinden  Neva makamı oldugunu tahmin etti işittiği hoş sedanın. 

Hem tedirgin hem mest olmus bir halde odaya dogru ilerledi. Notalar netleştikçe, tedirginlik yerini kalbini çevreleyen bir huşuya bıraktı. Adeta ruhu bedenini terk etmıs , Chagall’ın kadınları gibi havada süzülüyordu.

Odaya dogru ilerlerken , karşısına neyin çıkacağını bilmemekten kaynaklı tedirginlik bütün vücudunu kaskatı yapmıstı. Gözlerini bile içgüdüsel olarak sıkıca yummuştu.  

Odaya girmesıyle birlikte , yüzüne, ellerine, saçlarına değen yumuşacık kumaşı hissetti, kırpıştırarak açtı gözlerini.

Gördüğü renk cümbüşü karşısında once afalladı. Başı döndü. Ama burnuna gelen lavanta esansının keskin rahiyasıyla dikleşti tekrar ve derin derin içine çekti kokuyu.

 Bir anda anneannesinin lavanta kokan entarisinin örttüğü dizlerine yatmış, saçlarını okşadığı zamanda buldu kendini.

Torunlarının “anne bal” diye hitap ettiği Hüsna teyze, bahcesinde yetiştirdiği lavantaları kurutup,

bir tutam iç cepliğinde taşırdı her daim.

Bir keresinde lavanta kokusunun insanı sakinleştirdiğini  ve huyunu güzelleştirdiğini söylediğini anımsadı hayal meyal..

Tenine değen rengarenk, yumuşacık, ipekten kuşakları yara yara ilerliyordu.

Bir yandan da kulağını okşayan ezgi daha neseli bir hal almıştı sanki.

Uşşak makamı odayı doldururken, kendisini gülümsemekten alıkoyamadı. Keyiflendi. Sanki önünde bir sonsuzluk uzanıyordu. Sanki zaman durmuştu. Ya da hayır. Bu daha cok zamanın yok olmasıydı…

Su ana kadar nasıl da dakikaların, ayların, yılların içine hapsettiğine şaşırdı var oluşunu. Oysa şu an, yalnızca ve yalnızca an'daydı.  Ezel ve ebedin idrakında...Fevkaledenın fevkinde…

Hafif hafif burnuna gül kokusu gelmeye başladı ilerledikçe.

Pembe, fuşya ve kırmızının onlarca tonunu seçebildiği ipek sarkıtları, sanki gül bahçesini bulmak istercesine ivedi ivedi aralayarak ilerledi.

Ama her adımında önüne başka renkler başka makamlarda melodiler ve baska kokular cıkıyordu.

Ruhu adeta bu renk koku ve ezgılerle dans edıyor, halden hale giriyordu.

Belleğinin en derinlerindeki, en tatlı anıları o an yaşanıyormuşçasına canlanıyor, onu kah hüzünlendirip kah kahkahalara  boğuyordu.

Gözlerinden boşalan yaşları ipek kumaşlarla sildi.

Dudaklarında beliren şükür öpücüklerini renklerin üzerine bıraktı.

Nerede başlayıp nerede bittiği belli olmayan bu büyülü boşlukta sadece kalp atışını ve nefesinin sesini duyuyordu artık. 

Birden ismini işitti uzaklardan, “Dilek,Dileek...Yavrucuğum uyan çok uyudun.”

 Annesinin o uyurken üzerine örttüğü, çok sevdiği gül notalı parfümünün kokusunun sindiği hırkasını kaldırdı üzerinden..

Yüzünde kocaman bir gülümseme…

 Uyanmıştı.

Gerçekten de kaç yıldır uyumuştu öyle. Etrafındaki onca güzelliği, rengi, kokuyu, sesi..

Ruhuna deva olacak onca şifa kaynagğnı nasıl da farkedememişti..

Odaya dolan öğleden sonrası güneşinin ışığını içine çekti.  Şükretti.

Ellerine baktı..Sanki ilk kez görüyordu onları.. Şükretti.

Derin bir nefes aldı… Nefesini  içinde tuttuğu o birkaç saniyenin büyüleyici dinginliği başını döndürdü.

 Sanki nefes aldığını bile ilk kez fark ediyordu.

Şükretti.

Ve bir daha hiç uyumak istemedi. 

 

Minyatür: Gülçin Anmaç

Şifahane enstalasyonu, sanatçının bir gündüz rüyasından ilhamla vuku bulmustur.

Şifahane etimolojik olarak iyileştirme  mekanı anlamına gelır.  Osmanlı ve daha eski Türk medeniyetlerinde Şifahaneler, dönem dönem  Daruşşifa, Bimarhane, Tımarhane gibi isimlerle de anılmıştır.

Sanatçı yerleştimesinde  her ne kadar şifahanelerin kullanmda olduğu dönemdeki gibi  musiki , bitki esansları ve renk unsurlarından faydalansa da, bu çalışma gerçeğinin sadece sanatsal bir yorumudur.

Zira Osmanlı'da şifahaneler belirli bir disiplin ve hekim eşliğinde, günümüz hastaneleri gibi  işletilen devlet organlarıydı.

Bu mekanlarda uygulanan ses frekansları, bitki esansları ve değerli taşlardan yayılan,her biri  vucudun belli enerji merkezlerine şifa olduguna inanılan renk terapisi,  özellikle psikolojik ve psikosomatik (fiziksel yansımaları olan psikolojik sorunlar) rahatsızlıkların tedavisinde Osmanlı hekimleri tarafından sıklıkla basvurulan alternatif tedavi ve iyileştirme yöntemleriydi.

Şifahanelerde tedavi altında olan hastalar, kullanılan malzemeler, görev başındaki hekimler,  islami sanatların minyatur dalı eserlerinde de resmedilmistir. Nasıl ki bu sanat eserleri, tarihi belge niteliğiyle  günümüze ışık tutmakta, Şifahane yerleştirmesi de modern ve gerçeküstü yorumlamasıyla günümüz insanında köklere vefa konusunda bir farkındalık oluşturmak gayretindedir.   

Çalışmanın sergilendiği, 18. Yüzyıl Osmanlı yapısı olan Nur-u Osmaniye Camii’nin  mahzeni, temel malzemesi olan doğal taşları, kubbeli yapısı ve her köşesinde Osmanlı mimarisinin nadide izlerini taşıması bakımından,  dönemin şifahaneleriyle ortak özelliklerdedir.

Yine de hatırlanmalıdır ki, Şifahane yerleştirmesi bu yapıların yalnızca bir güzellemesi , artistik bir izdüşümüdür. 

İzleyicinin ruhunda aynı etkiyi bırakabilmeyi, gündelik hayatın akışında kapanan algı ve duyularımızı az da olsa açmayı amaçlayan çalışma, sanatın işlevsel olabileceği savına da gönderme yapmaktadır.

Ana medya olarak kullanılan kumaş sarkıtlar, sanatçının kendi eserlerinin,  hakiki Bursa  ipeğine dijital olarak basılmasıyla elde edilmiştir.

Bilimsel çalışmalardan referanslarla ve alanında uzman kişilerin katkılarıyla, renk frekanslarına uygun kokular birbirine eşleştirilmiş, enstalasyonun sunumu süresince olmak üzere ,sergiye musikinin çeşitli makamları ruh üzerindeki etkileri göz önüne  alınarak entegre edilmistir.

İzleyicinin  sadece görsel değil , işitsel ve duyumsal algısına da hitap eden çalışma resim ve enstalasyon dallarına 4. Ve 5. boyutları kazandırmıstır.

Şifa olsun..