Çizen İnsan

| %PM, %13 %697 %2020 |
Written by 

Çizen İnsan

Resim bilgisi "Çizen Eller", 1948  M.Cç Escher 

Çizmek sonu olmayan bir yol, bitmeyen bir maceradır. Avuçlarının içindeki karıncalanmaya bir kez kulak veren ve kalemi kaptığı gibi kâğıda sarılan çocuk bir çizmeye başladı mı kolay kolay bırakmaz. Çizme dürtüsü, kalpte hissedişle başlar, oradan beyne ve ele iletilir. Zira bilime göre el beynin dış uzantısıdır “Ellerimiz konuşamadıkları için kim bilir ne güzel düşünürler…” diyen Melih Cevdet Anday, el ve beyin arasındaki diyalektiği bir nevi bu cümleyle özetler. Eller konuşamaz ama düşündüklerini çizerek anlatır. Bu sürecin özünde, özümseme ve hissediş vardır. Hisseden ve özümseyen insan artık kuşları ağaçları, binaları, gökyüzünü, köprüleri, denzleri, gölgeleri, ışığı, yıldızları ve insanları daha farklı deneyimler; mimikleri, jestleri ve beden dilini, annesinin bakışını, sevgilinin gülüşünü, bir çocuğun sitemini farklı çözer, farklı çözümler. Aklı ve el arasındaki yaratıcı diyalektiğin müptelası olan çizen insan nesnenin, taşın ve toprağın kalp atışını duyar. Çünkü onun dünyasında kimsenin duymadığı bir sessizlik ve sükûn vardır. O sessiz odaya kendi senfonisi çalar. Kainatla bu senfoni yoluyla iletişim kurar.

Çizmek insana özgünlük katar çünkü çizmek parmak izi gibidir. Özgünlüğünü fark eden çizer hayatı başkaları gibi görmez, alışkanlıkları değişir. Kâğıt, kalem ve kitap rehberi olur. Ve bu üçünün peşinden giden yeniye, bilinmeyene açık, keşfetmeye aşıktır.  Kendine has ayrıksı kimine göre tuhaftır. Kimsenin giremeyeceği arka sokaklara girebilir, karanlıktan korkmaz. Tekrar aydınlığa çıkabilmek için kestirme yollar bulabilir. Çünkü çizmenin hülasası silmek, denemek ve yanılmaktır. Doğru ve net çizgiye ancak böyle ulaşılacağını iyi bilir.  

Çizmek, insanoğlunun açığa çıkan en eski yeteneklerinden ve en ilkel edinimlerindedir. Bütün sanat dallarının atasıdır. Çizmek, renge, forma, dokuya, mimariye, edebiyata, modaya, dansa, her türlü güzelliğe ve zıtlığa giden yolun taşlarını oluşturur. Bitmeyecek bu macerada çizen kişi kendini besleyecek birçok damar bulur. En iyi yayınları okur, en ilerici çevrelerde kendisine yer açılır. Yalnızlığı kadar bu çevrelerden ve damarlardan da beslenir. Çizmekle başlayan sanat ve tasarımla örülen bu ağda maneviyatın maddiyattan değerli olduğunu idrak eder. Sadeleşir. Da Vinci’nin dediği gibi “ sadeliğin en ileri gelişmişlik” olduğunu öğrenir.  Çizen insan macerası boyunca duyduğu manevi hissedişe imge der. İmge kurumsal insanın sözlüğünde yoktur. İmgesel dünyası zengin olan insan Jung’ un da dediği gibi varsıldır. “Çünkü bir şeyin imgesine sahipsek o şeyin yarısına sahibizdir. Ve Dünyanın imgesi dünyanın yarsısıdır.”

 Varlığı imgeleri, kültürü hoşgörü, ideali dünyaya değer katmak olan çizen insan, iyi ki var.